• Mayıs 15, 2008 - Dünya hayatının sırrı...

Allahu Teala dünya hayatını kullarından hangilerin daha güzel davranışlarda bulunacağını, kimlerin kendisine itaaat edip,kimlerin etmeyeceğini denemek için yaratmıştır.. bu imtihan yerinde güzelliklerle çirkinlikleri,iyiliklerle kötülükleri bir araya koymuş ,böylelikle kusursuz bir imtihan sistemi kurulmuştur.. insanlar,fıtratlarında,olan imanını ortaya çıkarmak ve bu imanını ölene kadar muhafaza etmek için türlü şekilerde denenmektedirler.. bu imtihanın hakkını verenler başarılı olacaklar ve ebedi rızıklarla ödülendirilecekler.. Kuran-i Kerim'de (Ankebut,2-3) Mevlamız buyuruyor ki: "insanlar,(sadece) "iman ettim!" diyerek imtihan edilmeden bırakılacaklarını mı sandılar?Andolsun, onlardan öncekileri de denedik.Allah,gerçekten doğruları da,yalancıları da bilmektedir.." Yüce Yaratıcının bize sunduğu bu imtihanın sırrını anlayabilmek için öncelikle her şeyin Sahibi olan Hakk Teala'yı çok sevmek ve iyi tanıyabilmek gerekir.. O ki c.c., bizi yoktan var etmiş,bunca sayısız nimetlere sunmuştur.. Rabbimizin bizden bir bedel istemeksizin ,sadece verdiği tüm bu nimetlerin karşılığında, bizden tek istediği ,Kendisine kulluk ve itaat etmemizdir.. bu itaat de öncellikle insanların kendi menfaatleri gereğidir.. Allahu Teala Kuran-i Kerim 'de (insan,27) buyuruyor: "gerçek şu ki,bunlar,çarçabuk geçmekte olanı (dünyayı) seviyorlar."buyurarak,bizlerin her an yanıbaşımızda olan ölümü hatırlamamızı ve ölümden sonraki hayat için hazırlık yapmamız bildirmiştir.. hiç birimizin bir dakika sonrasını garanti altında almamız mümkün değildir.. kaza geçirmek,sakat kalmak,veya ölmek çok kolaydır.. günlük hayatımızdan sıklıkla karşılaştığımız bu tür aci tecrübeler,bizlere aslında dünyaya pamuk ipliğiyle bağlı olduğumuzun açık bir göstergesidir.. yeterki,bu olaylardan ibret almasını bilelim ve hayatımızı Hak yolunda tanzim etmeye gayret edelim.. Allah Teala, biz kullarına ,bu gelip geçici dünyanın fırsatlarını nasıl baki meyvelere dönüştüreceğimizi teferratlı olarak tarif etmiş ve sonsuz bir azaptan kurtulmanın yollarını öğretmiştir.. bu da fıtratımızda zaden mevcud olan imanımızı muhafaza etmek ve tüm hayatımızı , O'nu c.c. razı ederek davranışlarla geçirmektir..
"Ey insanlar! ,hiç şüphesiz Allah'ın vaadi haktir..öyleyse dünya hayatı sizi aldatmasın "(Fatır,5)
|
YORUM VAR (0) :: YORUMLARINIZ BENİ MUTLU EDER :: Bağlantı
|
« SON YAZDIKLARIM :: SONRAKİ SAYFALAR »
• Mayıs 13, 2008 - Arınmak için tek yol Kur'an'ın gösterdiği Allah'ın yolu İslam'dır.

İslami düşünceye yönelmek, bunun haricinde düşünce ve insanlardan uzaklaşmak, kalbi şirkten ve küfür düşüncelerin hepsinden temizleyerek tertemiz kılmak, Allah'a yönelmek, huşu içinde Allah'a teslim olmak. Çünkü İslami düşünce en yüce ve en üstün idealdir. "Bu Allah'ın boyası'dır. Kimin boyası Allah'ın boyasından daha güzel olabilir." (Kur'an 1/138) "Şüphesiz ki, sizin için İbrahim'de ve onunla beraber olanlarda güzel bir örnek vardır. Bir zaman onlar kavmine şöyle demişti: Biz sizden ve Allah'tan başka taptıklarınızdan uzağız. Sizi reddediyoruz. Yalnız Allah'a iman edinceye kadar bizimle sizin aranızda düşmanlık ve kin baş göstermiştir." (Mümtehine 4) Peygamberimiz diyor ki, "Kur'an kendisine sarılanı korur ve kendisine tabi olanı kurtarır. Kim Kur'an'da hidayet yolunu ararsa Allah onu hidayete kavuşturur. Kim de Kur'an'ın haricinde doğru yol ararsa Allah onu saptırır. Allah O'nu (Kur'an'ı) terkeden her zalimin belini kırar." (Darimi) Şunu bilmek gerekir ki, Kur'an'ın gösterdiği yolun dışındakiler ya şirk, ya küfür ya da sapıklıktır. Allah Kur'an'da şirkin pislik, kafirlerin de necis olduğunu bildiriyor. Arınmak için tek yol Kur'an'ın gösterdiği Allah'ın yolu İslam'dır. Allah'a teslim olmak ve yaşamaktır. Kuran'ın kazandırdığı karakterde sıkıntı, huzursuzluk, kaygı ve karmaşa yoktur. Mutlaka güzel bir hayat, mutlaka dengeli bir ruh ve mutlaka güzel tavırlar vardır. Allah bu karakteri yaşayan müminlere yaptıklarının en güzeliyle karşılık vereceğini vaat etmiştir: Çünkü Allah, yaptıklarının en güzeliyle karşılık verecek ve onlara kendi fazlından artıracaktır. Allah, dilediğini hesapsız rızıklandırır. (Nur Suresi, 38)
|
YORUM VAR (0) :: YORUMLARINIZ BENİ MUTLU EDER :: Bağlantı
|
« SON YAZDIKLARIM :: SONRAKİ SAYFALAR »
• Mayıs 13, 2008 - Allah ve Rasûlü, iman edenlerin dostudur.

Allah ve Rasûlü, iman edenlerin dostudur. Haliyle, iman edenler de, Allah’ı ve Paygamberini kendilerine herşeyden ve herkesten önce dost edinmiş kimselerdir. Dostun dosttan râzı olması, onu sevmesi, sevdiğini incitmemesi gerekmektedir. İman eden insan, hakiki değer ve yüceliğin Allah ve Paygamberinin dostluğunda olduğunu bilir.
Onun çalışması bu doğrultuda olur. Allah’ın rızâsı ve dostluğu, verilen söze bağlılıkla ve Hz. Peygamber’e tâbi olmakla oluşur. Böyle bir müslüman, Peygamber’in şu sözüne tâbi olur: “Bana uyanlarla birlikte ben, özümü Allah'a teslim ettim.” (3/Âl-i İmrân, 20) Bunun aksini düşünmek, günahkâr olmak demektir. Rasûlüne tâbi olmak, Allah’ın sevmediği şeylerden uzaklaşıp, râzı olduğu şeylere yaklaşmakla olmaktadır.
Nitekim Hz. Allah, yahûdilerin kendilerini Yüce Allah’ın sevgilisi ve oğulları görmelerinden, müşriklerin putları bir vâsıta kabul etmelerinden ve hıristiyanların Hz. İsa’yı peygamberlikten ilâhlığa yükseltmelerinden hoşlanmaz. Yüce Allah, sevdiği insanların böyle tehlikelerden kurtulmaları için son peygamberinin emirlerini dinlemelerini ve ona uymalarını ister: “(Rasûlüm!) De ki: ‘Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın.’ Allah son derece bağışlayıcı ve merhamet edicidir. De ki: Allah'a ve Rasûlüne itaat edin. Eğer yüz çevirirlerse bilsinler ki Allah kâfirleri sevmez.” (3/Âl-i İmrân, 31-32) Bu âyet, aynı zamanda dostluğun ve sevginin kuru bir iddiâdan ibâret olmadığını, mutlaka bir bedel istediğini gösterir; dostsanız, seviyorsanız, dostunuzu râzı etmeye çalışacaksınız. Hz. Peygamber’in Allah’ın râzı olmayacağı bir şeyi yapması, O’nun dostluğunun dışına çıkması mümkün değildir. İman edenlerin de, peygamberlerine tâbi olarak hem Yüce Yaratıcı’nın, hem de nebîsinin dostluğunu kazanmaları gerekmektedir. Bu da, Peygamber’e tâbi olmakla mümkündür. Bu inanış, Hz. Muhammed (s.a.s.)’in de insan olduğunu bilerek, bu çerçeve içinde O’na uymadır. Yoksa, onu kulluktan soyutlayacak bir kabul değildir. Zira o, her şeyiyle bir insandır (18/Kehf, 110). Diğer insanlardan farkı, ona vahiy gelmiş olmasıdır (2/Bakara, 286).[1] Dost, dostunun devamlı iyiliğini isteyendir. Bu açıdan bakıldığında, yaratılanlara dostluğu, yardımı ve rahmeti sonsuz ve sınırsız olan sadece Allah’tır. İkinci derecede velî/dost, Hz. Peygamber ve mü’minlerdir. Yüce Allah, dostluğun temsilcisi olarak fıtrat dini üzerinde olanları göstermektedir. Velî kavramını imanları istikametinde değerlendirenler, Allah’ı ve Peygamberini, ana baba ve kendi evlatlarından daha çok sevmektedirler. Bu tip insanlar, Kur’an’ın emirleri doğrultusunda, Allah’ı râzı etmeye çalışırlar (58/Mücâdele, 21-22). Süreklilik ve geçerlilik açısından hakiki dost; Allah, Peygamber ve mü’minlerdir. Tevhid ekseni etrafında dönen velâyet/dostluk, hakiki dostluğun odak noktasıdır.
|
YORUM VAR (0) :: YORUMLARINIZ BENİ MUTLU EDER :: Bağlantı
|
« SON YAZDIKLARIM :: SONRAKİ SAYFALAR »
• Mayıs 12, 2008 - Ey bahar, gelişinle gönlümüz, kalbimiz neş’elendi.

Bahar,çoğumuzun bir beklentisi olan mevsim.. Yüreğimizde gönlümüzde azgın birdenizin dalgalarının boğuşup sonra tanıdık bir dostun, sevgilinin yardımıyla o dalgaların son bulması..
Baharen güzel ayları kendinde barındıran ve yine Hızır (a.s.) ile İlyas’ı(a.s.) kendisinde buluşturan… Gönül gözlerimizde ilahi okyanusların kaynaştığı ve küçük adacıkların oluştuğu ay..
Bir yazarımızın dediği gibi, “Sanki baharla buharlaşıyor pek çok şey…Geriye kalan sadece hüzün-heyecan ve hülya… Bir de ısınan havadagelişip tomurcuklanan yepyeni, sımsıcacık dostluklar… Paylaşılmış mekânlarda yankılanan duyarlılıklar…”
Diğer adıyla Bahar-ı Rasul… “Kutlu Doğum”, bumevsimin tam da ortası olan nisan ayında değil mi? Bugünlerde güneşingüzelliğiyle, sıcaklığın gelişiyle bütün bitkiler patladı. Doğada bircanlanma, kıpırdama meydana geldi. Bütün ağaçlar çiçeklerini açmaya,güzelliğini göstermeye başladı. Tarifi mümkün olmayan ilkbaharın güzelliğine, neş’esine, huzuruna kavuştuk.
Bu bahar bir bakıma da Rasul-i Ekremimizin baharıdır. Efendimiz(s.a.v.) ilkbaharın nisan ayının 21’inde kâinatı şereflendiriyor.Bakınız sıcak yaz günlerin de değil sonbaharda da değil, kışta değililkbaharda… Dünyanın tam güzel olduğu, kâinatın tüm güzelliğinisergilediği zamanda dünyayı teşrif etmişlerdir.
İşte bu gördüğümüz güzellikler, yeşillikler hep bahar-ı Rasulullah’tankaynaklanıyor. Bu açan çiçekler O’nun (s.a.v.) baharı, öten bülbüllerO’nu terennüm ediyor. O’nu haber veriyor. Peki Efendimiz nedenilkbahar’da dünyaya gelmiş? Bahar yeryüzünün güzelliğine işaret ediyor,Efendimizin gelişiyle de dünyada zulüm bitmiş yeryüzü nura garkolmuştu.. Tüm insanların kalplerine bahar gelmişti..
Halk arasında bir terim vardır: ”Senenin bolluğu baharından belliolur”. Çiçeklerin açmasıyla ağaçların ne kadar meyveye duracağınıtahmin ederler. Aslında ağaçlarla birlikte mü’minlerin de kalplerindebir kıpırdama bir hareketlenme olur.. Onların da gönüllerine bahargelir, etrafa daha bir tefekkürle bakarlar. Doğayı öyle bir tetkikederler ki, adeta her bir ayrıntıdan ders çıkarırlar.
İşte etrafı gönül gözleriyle seyredenler, baharın derinliğinde,genişliğinde, gizliliğinde elbette ki pek çok şeyi müşahede ederler.Ama onların düsturu, gördükleri esrarı fâ etmek değil gizlemektir.
Bahar, gelişiyle coşkuyu-heyecanı muştular. İnsanları türlü hayallere,çeşitli heyecanlara salıverir. Çoğu zaman bir mü’min kardeşimizdenaldığımız enerjiyi baharın sayesinde bir başka dosta aksettiririz..Işık ışık, çizgi çizgi, nokta nokta baharın gelişiyle hayatıkeşfederiz.
Peygamber Efendimiz bu mevsimde doğduğu için daha bir anlamlıdır baharbizim için. Efendimize remz olan gül de bu mevsimde açmaktadır.
Yine güle âşık olan bülbül bu mevsimde sevdiği gülün dalına konup bayılıncaya kadar Esma-i İlahi’yi terennüm etmektedir.
Hak âşıkları da böyle değiller midir? Bu mevsimde geceleri daha birşevkle kalkıp seher vaktine kadar zikirle-fikirle meşgul olmaktadırlar.
Aslında bülbülden murad Hak âşıklarıdır.
- Ey bahar, gelişin bize türlü güzellikleri muştuladı..
- Ey bahar, gelişinle gönlümüz, kalbimiz neş’elendi.
- Ey bahar; dağlar, ovalar, çiçekler seninle daha bir anlam kazandı..
- Ey bahar, nice şairlere yazarlara ilham kaynağı olmaktasın..
Rabbim bizleri, baharın inceliğini anlayan, derinliğini kavrayan,etrafına tefekkürle bakabilen, o kemale eren, gördüğünü hak ile görenişittiğini hak ile işitenlerden eylesin..
Selam ve mehabetlerimle..
alıntı |
YORUM VAR (0) :: YORUMLARINIZ BENİ MUTLU EDER :: Bağlantı
|
« SON YAZDIKLARIM :: SONRAKİ SAYFALAR »
• Mayıs 11, 2008 - "Ey iman edenler! Tam dogru ve temiz bir kalple sahih bir tovbe ile Allah'a tovbe edin.
.jpg)
Bizler; aciz, hatali kullariz. Nefsin heva ve hevesi, seytanin vesveseleri bizlerin gunah deryasina dalmamiza vesile oluyor. Ama Rabbimiz bizlere cok buyuk firsatlar vermistir bu gunahlarimizdan kurtulabilmemiz icin. Ve bazi gunleri, geceleri hatta aylari bu gunahlarimizin affi icin vesile yapmis nimetlendirmistir bu gün ve aylarda. Rabbimizin ne kadar buyuk merhamet sahibi oldugunu, bizleri affetmek icin firsatlar verdigini biliyoruz. Yeterki biz bu firsatlari degerlendirmesini bilelim. Rabbimizin bize sundugu buyuk nimetlerden biriside "tovbe" dir. Gunahlarimizdan dolayi kararmis, kirlenmis kalbimizi tevbe suyu ile yikayalim. Rabbimizin bu nimetinden faydalanalim. Peygamber Efendimiz(s.a.v) buyuruyor; "Allah-u Teala'nin katinda gunahkar muminin tovbe sesinden daha sevimli bir ses yoktur. O kul "Ya Rabbi" diye nida ettiginde, Allah-u Teala "buyur ey kulum" buyurur. Tovbe yapmis oldugumuz gunahlara pismanliktir. Allah'a donmektir. Tovbe sadece dil ile degil kalp ilede yapilmalidir. Tovbede en onemli sart pismanlik ama kalpten pismanliktir. "Ey iman edenler! Hepiniz toptan Allah'a tovbe ediniz, umulurki kurtulusa erersiniz" (Nur 31) "O kullarinin tovbesini kabul eden, kötu hareketlerini bagislayandir" (Sura 25) "Ey iman edenler! Tam dogru ve temiz bir kalple sahih bir tovbe ile Allah'a tovbe edin. Böyle yaptiginiz takdirde olurki Rabbiniz gunahlarinizi orter. Sizi altindan irmaklar akan cennetine kor.." (Tahrim 8) Ebu Musa Esari(r.a)'den rivayet edilen Hadis-i Serifte Peygamber Efendimiz(s.a.v) söyle buyuruyor: "Allah'u Teala gündüz günah isleyenlere tövbe etmeleri icin gece kudret elini uzatir. Gece günah isleyenlere tövbe etmeleri icin gündüz kudret elini uzatir. Bu durum günes batidan doguncaya kadar devam eder." Tovbe kapilari kapanmadan once islemis oldugumuz gunahlarimiza tovbe edelim. Bu tövbe suyu ile nasiplenelim. Tövbe ettikten sonra sayet kul hakki varsa uzerimizde o kisi ile helallesmek, hakkini vermek gerekir. Her müslumanin yapmasi gereken farzlarin kazasini eda etmemiz gerekir. Namazin kazalarini kilmak, tutmadigimiz orucu tutmak gibi. Imam-i Fahreddin Razi hazretleri tovbenin kabulunu su sekilde beyan etmistir: 1-Gunah affolur(Rabbimizin izni ile) 2-Tovbe uzerine sevap verilir. Her yaptigimiz gunah; kalbimizi karartir, kalbimizi katilastirir, kalbimizde yaralar acar. Bizler aciz kullariz, Peygamberler haric gunahsiz insan yoktur. Önemli olan günahlarimizin farkina varabilmek, bu gunahlarimizi en aza indirmek. Kul Allah'tan uzaklastikca günaha meyili artar. Ne Rabbimizden nede Peygamber efendimizden uzaklasmayalim. Onlarin sevgisini her daim icimizde yasatalim. Bu tövbe nimeti ile nimetlenelim. Bu kararmis kalbimizi "Ya Rabbim! Yapmis oldugum gunahlarima pismanim. Senden af diliyorum. Sen affedicisin, affetmeyi seversin benide affet" sözleri ile dökülen göz yaslarimiz ile yikayalim. Rabbim cümlemizin günahlarini affetsin ... tövbelerimizi makbul ve kabul eylesin. Rabbim bizleri Kendisine layik bir kul, Peygamber efendimize layik bir ummet olmayi cumlemize nasip etsin. Yarin mahkeme-i Kubra'da "bu kalp ilemi geldin?" sözünün pismanligini bizlere yasatmasin. Büyük muhassebeden once kendimizi hergün muhassebe edip, kendimize ceki duzen vermemizi nasip etsin....AMIN!!!! Ya Rabbim! bizler aciz, bizler günahli kullariniz. El acip Sana yalvariyor, Senden af diliyoruz. Biliyoruz ki senden baska siginacagimiz kapimiz yok. Bizleri bu kapindan geri cevirme Allahim! Bu günahkar ellerimizi sana acmaya, Bu günahkar kalbimizle senin huzuruna gelmeye utaniyoruz. Bizleri Affet Allahim ! Affet Allahim ! Affet Allahim!
|
YORUM VAR (0) :: YORUMLARINIZ BENİ MUTLU EDER :: Bağlantı
|
« SON YAZDIKLARIM :: SONRAKİ SAYFALAR »
• Mayıs 11, 2008 - Hani seccademize döktüğümüz billûr damlalarını andıran gözyaşlarımız

İnsan için biricik teselli ve neşe kaynağı "GÖZYAŞLARI" dır. Doyulmayan manevî hatların galeyana-cuş'a- gelişiyle göz pınarlarının akışı.. Ne tatlı ne hoş... Gözyaşları! Bazen inci taneleri gibi bir gözden damla damla akar, diğer gönlü ateş gibi yakıp kül edersin. Maddeleşmiş kafalarıyla kimyacılar senin analizini yapamaz. Ancak O'nun "Benim bildiğimi bilseydiniz çok ağlar az gülerdiniz" sırrına vâkıf olan basîret sahihleri seni çözebilir. Göz yaşları'nın en büyük düşmanı "gülmek" tir. Atom bombası yeryüzünün verimli topraklarını verimsiz hale getirip, havayı suyu nasıl bozuyorsa; gülmek de ruh ve beden ülkesinin merkezi olan kalbi ve ondaki mürüvvet, hamiyyet ve muhabbet duygularını tahrib eder. Mürüvvet ocağı olan kalbi harâmetler karargâhına çevirir. Çileli bülbüllerin yanık sesleri gibi sedâlanan sesler yerine baykuş seslerini andıran sesler çıkartır. İşte o zaman kalp ölmüş demektir, ölü kalbin penceresinden yas çıkar mı? Kalbi ölenlerin kalıbının taştan ne farkı olur? Şu kalıpları insana benzeyip, sûretleri değişenler... Siz insanlığı arayan insanlara insan olduğunuzu ne ile ne zaman ispat edebileceksiniz? Söyleyen ne güzel dile getirmiş: "Yıllar yılı dolaştım gönül ülkelerinde İnsanlığı aramışım insan gölgelerinde." Eller hep boş, ümitler suya düşmüş vaziyette insanlardan insanlık bekliyoruz. Beyhude.. Zira niçin yaratıldığını bilmeyenler niçin yaşadıklarını bilebilirler mi? Ne garip tecellilerle dolu bir hayat. Gülmeğe herkes "Gönüllü asker", ağlamaya gelince "Vakitsiz teskere" ister durumda. Ağlamasını unutmuş garib bir nesiliz. "Yaş çıkmayan gözden Allahım sana sığınırım." diyen bir Yol gösterici' nin tabileri değil miyiz? Hani seccademize döktüğümüz billûr damlalarını andıran gözyaşlarımız? Hani kırdığı bir kalp işlediği bir günah yüzünden gözleri yaşlarla dolup çağlayanları andıranlar... Hani yastığının örtüsünü geceleri göz yaşlarıyla yıkayanlar? Gülenler!
Gülüşlerinizden bile ümitliyiz. Şimşeklerin ve gök gürültülerinin yağmur yüklü bulutları haber verdiği gibi gülüşleriniz de bize gözyaşlarınızı müjdeliyor... Bekliyoruz... Ömrümüzün nihayetine kadar da bekleyeceğiz... Bir göz ve bir damla yaş... Ne girift bir bilmece... Hep cesedi ölenlere ağlanıyor da maneviyatı ölüp "İki ayaklı canlı cenaze" olanlara ağlanmıyor? Asıl ağlanması gereken onlar değil mi? Gözyaşları... Sen nelere teselli kaynağı, kimlere' ümit sığınağı olmadın? Yetimlere, boynu büküklere, mazlumlara ettiğin dostluklar yeter. Gel, ne olur... Biraz da senin hasretinle yananlara dost ol...
|
YORUM VAR (0) :: YORUMLARINIZ BENİ MUTLU EDER :: Bağlantı
|
« SON YAZDIKLARIM :: SONRAKİ SAYFALAR »
• Mayıs 10, 2008 - Sensiz güller kanlı Kerbela’dır Efendim..

Vuslat bağrımda kanayan yaramdır
Hasret hasrete ekler de vuslat ne denli uzaktır
Kimisi canda kalır kimi canandadır
Kavuşmak dedikleri yol ne de yamandır
Beklemek değil sevdalıya koyan
En Sevgiliye uzak kalmak,
Bağrımda Ahû Figandır
Bak yine bülbüle nida güle cefa düştü
Deli Divane yüreğim yandı tutuştu
Göğsümün sol kafesinden binlerce bülbül uçtu
Her birinin gözlerinden inciler çöle düştü
Kanatlarındaki hasretle sana koştu
O bülbüllerin incilerine sundum sevdamı
Kanatlarına astım dualarımı
Dillerinde en güzel şarkılar var
Her şarkısında benim sana olan Naat’ım var
Ey bülbüllerin kokusuna vurulduğu gül Sevgili
Senin namın güllerin efendisidir
Bu garip ise ;
Kapında vuslat gözleyen kölendir.
Ömür biter dert bitmez
Hasret biter vuslat yetmez
Çekerim çekerim çilem bitmez
İsmini anmaya dilim dönmez
Nur simanı anlatmaya ömür biçmez
Deli Divaneler gibiyim bu gece
Adım adım sana koşuyorum gizlice
Dilimde iki hece yüreğimde tek bilmece,
Gelmiyor musun Yâ RasulAllah ?
Gel ki mevsim bahardır
Saadet bize asrın kadar uzaktır
Yandım Sultan’ım el amandır
Vuslata nakış işledim dağlar dumandır
Sensiz güller kanlı Kerbela’dır
Yüreğimizde yıkılan putlar talandır
Beni sana yandıran Ol Kâhhar’dır
Gel efendim mevsim bahardır
Gel sultanım mevsim bahardır…
Deli_Divane |
YORUM VAR (0) :: YORUMLARINIZ BENİ MUTLU EDER :: Bağlantı
|
« SON YAZDIKLARIM :: SONRAKİ SAYFALAR »
hoşgeldin yusuf kardeş kutlama s.a. SELAMÜNALEYKÜM SELAM
|